Sayfalar

25 Haziran 2016 Cumartesi

Ne Duruyosun Arkadaş?

 Atasözleri bize örnek olmak ve yol göstermek için vardır. Bunlardan en sevdiğim: “Öğrenmenin Yaşı yok.” Sadece yaşı mı yok? Bence zamanı ve konusu da yok!

 Biz insanlar merak konusunda diğer canlılardan çok farklıyız. Her şeyi merak edip öğrenmek isteriz. Ama neden öğrenmek için kendimize vakit yaratmayız? Gördüğüm kadarıyla insanlar merak ettikleri konuyu öğrenmek yerine günü kurtaracak şekilde, Google’dan üstünkörü okuyorlar. Bu belki günü kurtarmada iyi olabilir ancak uzun vadede öğrenmediğimiz için bize hiçbir fayda sağlamaz. Bence bunun yerine insan merak ettiği bütün konuları biraz daha fazla vakit ayırarak uzmanlık seviyesinde öğrenebilir. Özellikle biz Türk toplumu olarak okumayı sevmeyen bir toplumuz. Ya da seviyoruz ama bir türlü vakit bulamıyoruz. Arkadaş bir düşün! Bir gün içinde o kadar saçma şeylere vakit ayırıyoruz ki haddi hesabı yok. Bunun yerine zamanımızı planlı programlı yaparsak, zamanımız yeni bir şey öğrenmek için fazlasıyla yetecektir. Ben kendimden örnek verecek olursam; otobüste, yolda, evde dinlenirken ya elime kitabımı alıp okuyorum ya da telefonumdan vikipediye girip merak ettiğim bir şeyi not alarak öğrenmeye çalışıyorum. Bilgisayarımdan istediğim bir konuyu en ince detayına kadar videolarla öğrenmeye çalışıyorum. Artık onlarca ücretsiz eğitim platformu var ki… İnternete girip bakmamız yetecektir bunları öğrenmek için.

 Ben televizyon izlemem. Sadece futbolu sevdiğim için bazen maç izliyorum. Bu sayede de fazlasıyla boş vaktim oluyor. Boş vakit, “boş vakit” olarak kalmasın diye internete girip hemen yeni bir şeyler öğreniyorum. Örneğin şu an yazılım ve işaret dili öğrenmeye çalışıyorum. Tabii ki profesyonel seviyede öğrenmek fazlasıyla vakit gerektirecek ama yeni bir şey öğrenmek istiyorsam bunu umursamamalıyım. Öğrenemezsem ya birinden yardım almaya çalışıyorum ya da kursa gidiyorum. Çünkü “Benim ne işime yarayacak ki?” kafası artık hüküm sürmüyor dünyada. Bilmezsen sen kaybedersin başkası değil. Bir konuyu bil ki o konuyla ilgili rahat rahat yorum yapabil. Mesela bizim ülkemizde önüne gelen herkes din ve siyasetle ilgili yorum yapıyor. Ama kim ne biliyor?


Bugünden itibaren hayatınız yeni bir değer katmak için merak ettiğiniz şeyi öğrenin derim. Emin olun ki özgüveniniz artacak. Kendinizde değişiklikle fark edeceksiniz olumlu yönde. Unutmayın; vakit yönetiminizi iyi yaparsanız hayatınıza değer katmak için bir adım önde olacaksınız. 

13 Haziran 2016 Pazartesi

Türkiye'de "İnsan" olmak

Aslında insan olmak başlığı biraz farklı olabilirdi; mesela 'Türkiye'de Kalıplar' olabilirdi. Çünkü büyük bir sorun bence. Yaşamımızı kalıplara göre şekillendiriyoruz!

 Ben hiç yurt dışına çıkmadım. Ama sadece okuduğum kaynaklardan ve öğrendiklerimden söyleyebilirim ki, insana değer vermek bakımından Dünyanın çoğu ülkesinden geriyiz. "Değer vermek" dediğim şey tabi ki kişiden kişiye değişir. Ama biraz aklı başında olan bir kişi gerçekleri görebilir. Biz toplumca kalıplara çok takılıyoruz. İşimize gelince hepimiz "Alevi, Sünni, Türk, Kürt ayırmadan hepimiz kardeşiz!" ezberini söylüyoruz. Ama günlük hayatta bunu yapıyor muyuz, bence hayır. Ben bir tek etnik kökenlerden bahsetmiyorum. O iyi, bu kötü, şu engelli, bu fakir... Daha neleri. Ya neden ya? Ben buna 2 yıldır ciddi ciddi kafa yoruyorum ama mantıklı bir açıklamasını bulamadım. Lütfen biliyorsanız söyleyin.

Geçenlerde başımdan bir olay geçti. Onu anlatmak istiyorum. Benim vücudumda belli sorunlar ve bazı hareketlerimi engelliyor. Bunu söyleyince insanlar şaşırıyor onu da anlamış değilim. Okumuş dediğim, belirli kısıtlamaları olan insanlar için çalışan bir öğretmen ile beraber bir toplantıdaydım. Konu açıldı ve arkadaşlarımdan biri "engelli" kelimesini kullandı. Bence gayet normal. Ülkede bu kelime yerleşmişken artık normal karşıladım. Bence gayet gereksiz olmasına rağmen hem de. Ama o öğretmen dediğim kişi şunu dedi:
- "Engelli kelimesi çok kötü değil mi ya! Bence başka bir kelime kullanmalıyız." Biraz düşündükten sonra "Bence 'istisnai' kelimesi uygun!" dedi.
Ben buna çok sinir oldum ama çok yansıtmamaya çalıştım. Arkadaş neden bir kalıp bulmaya çalışıyoruz ki? O da insan sen de insansın. Olay bitmiştir. Neden ötekileştirmeye çalışıyoruz ki? Ben bu konuda biraz hassasım belki abartıyorum ama gerçekten kırıcı. Başka bir durum için de geçerli bu. Neden bir kalıplaştırma çabası? Türk toplumu olarak konuşmayı çok severiz. Peki o zaman normal bir dille rahat rahat açıklamak varken neden insanları tek bir kelimeyle sınırlamaya çalışıyoruz? Bugünden itibaren hayatınızda gözlemleyin bence. Bakalım siz de yapıyor musunuz?

Ben bunu bugün yazıyorum ama sanmayın ki bunu ben de yapmadım. Henüz iki yıl öncesine kadar bizzat ben de bu kalıplara takılıyordum. Bir Müslüman olarak bir Ateistle tanıştığımda, o kişinin kötü bir insan olduğunu düşünmekten alamamıştım kendimi. Ama ne büyük yanlışmış! İnsanın dili, dini, kökeni değilmiş önemli olan. Saygı ve sevgi denen şey her şeye yetiyormuş. Şu an o kişi benim en yakın dostum. Kendisine herkesten çok güvenirim. Anladım ki kalıp denen şey sadece kafamızda! Hayatta öyle bir şey yok.

10 Haziran 2016 Cuma