“Saatlerin eridiği
bir şehirde zaman algısı sıfır ile bir arasındadır. Ya varsındır ya yoksundur.
Yani sıfırın sağına bir virgül atıp binlerce sayı yazabilirsin ama asla bire
ulaşamazsın. Çünkü sıfır ile bir arasında sonsuzluk vardır. Sıfır yokluktur,
bir ise varlık. İnsan yaşamı boyunca yokluktan varlığa doğru yolculuk eder ama
asla tam manasıyla bire ulaşamaz. Dolayısıyla tam manasıyla var olamaz. Ancak
tahtalıköyü boyladığında tam manasıyla insanın varlığını anlamlandırabileceğini
düşünüyorum.”
Aslında kitabı okumaya kara vermem biraz zor oldu. Olumlu ve
olumsuz birçok görüş almıştım. Ama kendi kendime “Okumaktan zarar gelmez.”
dedim ve başladım okumaya. İyiki de okumuşum. Psikolojik açıdan bu kadar
açıklayıcı ve sarsıcı bir kitap okumamıştım daha önce. Mustafa Becit’in farklı
anlatım tarzı, sürükleyici olay örgüsü ve saf dili etkiledi beni. Öncelikle
daha önce okuduğunuz kitaplardan en açık farkı, karakterlerin tek tek ele alınması
ve psikolojik tahlillerin çok iyi yapılması. Zaman zaman terimler kullanılsa da
anlayabiliyorsunuz rahatça. Psikoloji biliminin üzerine oturtulan bu kitabı
okurken, bol bol Google’a girmeniz gerekebilir. Hem bilmediğiniz kelimeler
olabilir hem de Jung, Freud gibi psikiyatrların görüşlerini daha iyi anlamak
isteyebilirsiniz. Bu kitaptan önce açıkcası Psikoloji bilimine, din ve
psikoloji arasındaki ilişkiye karşı pek fazla ilgim ve bilgim yoktu. Ama şimdi
bu konuda araştırmalar yapıp kitaplar okumak istiyorum. Mutlaka okumanızı
tavsiye ederim. Özellikle de bu bilime merak duyanlar ve ilgilenenlerin bir
başucu kitabı yapmasını gayet normal karşılayabilirim. Olumsuz olarak tek
söyleyebileceğim, gerçekten fazlasıyla bilimsel olan birkaç bölüm var. Bu
bölümler de beyninizin yorulmasına yol açabilir. Hatta bazen anlayamayıp tekrar
tekrar okuyabilirsiniz. Yani en azından ben öyle yaptım. Ayrıca okurken mutlaka
elinizde bir kalem olsun. Zira fazlasıyla altı çizilmesi gereken bölüm
var.
Celal hayatın sillesini yemiş, kanı su gibi gören ve aşkı
uğruna yaşamaya çalışan bir katildir. Annesi Celal’i doğururken öldüğü için
babası hep onu suçlu görmüştür. Evden kovulduğunda henüz 7 yaşındaydı. Celal 22
yaşındayken ilk cinayetini işlemiş, ardından içindeki kini tutamayıp babasını
da öldürmüştü. Bundan sonra artık o gözü pek bir katildi. Ama Serap ile
tanışması hayatını yenilemeye yetmiş, aşk onu hayata bağlamıştı. Evlenmişler
hatta Melek adında bir kızları olmuştu. Ama bir gün Serap ve Melek’in ortadan
kaybolması, Celal’in intikam ve merak sahibi olmasına, yaşam amacının karısı ve
kızı olmasına sebep olmuştur. Peki, Doktor ve Pars tüm bu olayların neresinde?
Tüm bunlar bir oyunun parçası mıydı? Yusuf neden böyle bir hayatı seçmişti?
“… İnsanın birey olma
içgüdüsü vardır. Birey olarak toplum tarafından kabul görülme, birey olarak
başarıyı tatma, birey olarak kariyer yapma, birey olarak saygınlık, itibar, şan
şöhret kazanma gibi eğilimleri vardır. Ancak insanın bireysellikten ya da
bireyselleşmekten kastın ne olduğunu tam manasıyla çözememesi, egoyu ve
beklenti skalasını yükseltmiştir. Bencil, öfkeli ve ne istediğini bilmeyen
insan tipleri tezahür etmiştir. Dolayısıyla ortalık sağlıksız, psikolojik
olarak bitmiş ve sürekli arayış içine giren insanlarla dolmuştur.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder