Sayfalar

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Okumalı –Her Şey Ben Yaşarken Oldu, Mustafa Becit

“Saatlerin eridiği bir şehirde zaman algısı sıfır ile bir arasındadır. Ya varsındır ya yoksundur. Yani sıfırın sağına bir virgül atıp binlerce sayı yazabilirsin ama asla bire ulaşamazsın. Çünkü sıfır ile bir arasında sonsuzluk vardır. Sıfır yokluktur, bir ise varlık. İnsan yaşamı boyunca yokluktan varlığa doğru yolculuk eder ama asla tam manasıyla bire ulaşamaz. Dolayısıyla tam manasıyla var olamaz. Ancak tahtalıköyü boyladığında tam manasıyla insanın varlığını anlamlandırabileceğini düşünüyorum.”

 Aslında kitabı okumaya kara vermem biraz zor oldu. Olumlu ve olumsuz birçok görüş almıştım. Ama kendi kendime “Okumaktan zarar gelmez.” dedim ve başladım okumaya. İyiki de okumuşum. Psikolojik açıdan bu kadar açıklayıcı ve sarsıcı bir kitap okumamıştım daha önce. Mustafa Becit’in farklı anlatım tarzı, sürükleyici olay örgüsü ve saf dili etkiledi beni. Öncelikle daha önce okuduğunuz kitaplardan en açık farkı, karakterlerin tek tek ele alınması ve psikolojik tahlillerin çok iyi yapılması. Zaman zaman terimler kullanılsa da anlayabiliyorsunuz rahatça. Psikoloji biliminin üzerine oturtulan bu kitabı okurken, bol bol Google’a girmeniz gerekebilir. Hem bilmediğiniz kelimeler olabilir hem de Jung, Freud gibi psikiyatrların görüşlerini daha iyi anlamak isteyebilirsiniz. Bu kitaptan önce açıkcası Psikoloji bilimine, din ve psikoloji arasındaki ilişkiye karşı pek fazla ilgim ve bilgim yoktu. Ama şimdi bu konuda araştırmalar yapıp kitaplar okumak istiyorum. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Özellikle de bu bilime merak duyanlar ve ilgilenenlerin bir başucu kitabı yapmasını gayet normal karşılayabilirim. Olumsuz olarak tek söyleyebileceğim, gerçekten fazlasıyla bilimsel olan birkaç bölüm var. Bu bölümler de beyninizin yorulmasına yol açabilir. Hatta bazen anlayamayıp tekrar tekrar okuyabilirsiniz. Yani en azından ben öyle yaptım. Ayrıca okurken mutlaka elinizde bir kalem olsun. Zira fazlasıyla altı çizilmesi gereken bölüm var. 

 Celal hayatın sillesini yemiş, kanı su gibi gören ve aşkı uğruna yaşamaya çalışan bir katildir. Annesi Celal’i doğururken öldüğü için babası hep onu suçlu görmüştür. Evden kovulduğunda henüz 7 yaşındaydı. Celal 22 yaşındayken ilk cinayetini işlemiş, ardından içindeki kini tutamayıp babasını da öldürmüştü. Bundan sonra artık o gözü pek bir katildi. Ama Serap ile tanışması hayatını yenilemeye yetmiş, aşk onu hayata bağlamıştı. Evlenmişler hatta Melek adında bir kızları olmuştu. Ama bir gün Serap ve Melek’in ortadan kaybolması, Celal’in intikam ve merak sahibi olmasına, yaşam amacının karısı ve kızı olmasına sebep olmuştur. Peki, Doktor ve Pars tüm bu olayların neresinde? Tüm bunlar bir oyunun parçası mıydı? Yusuf neden böyle bir hayatı seçmişti?

 “… İnsanın birey olma içgüdüsü vardır. Birey olarak toplum tarafından kabul görülme, birey olarak başarıyı tatma, birey olarak kariyer yapma, birey olarak saygınlık, itibar, şan şöhret kazanma gibi eğilimleri vardır. Ancak insanın bireysellikten ya da bireyselleşmekten kastın ne olduğunu tam manasıyla çözememesi, egoyu ve beklenti skalasını yükseltmiştir. Bencil, öfkeli ve ne istediğini bilmeyen insan tipleri tezahür etmiştir. Dolayısıyla ortalık sağlıksız, psikolojik olarak bitmiş ve sürekli arayış içine giren insanlarla dolmuştur.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder