Sayfalar

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Okumalı – Toprak Ana, Cengiz Aytmatov

 “Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir: Bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur. İnsan tek başına böyle bir yolda ilerleyemez, ama birleşenler, birbirine omuz verenler her engeli aşarlar. Bizim alt-üst olan hayatımız için de aynı şeyi söyleyebiliriz.”

 İyi dileklerinizi çantanızdan çıkartan bir kitap Toprak Ana. Dünyadaki tüm kötülüklerin karşısında kalbini bize açmış bekleyen toprak ana, bir ananın yürek yıkıntılarını dinlerken adeta hayat dersi veriyor biz insanlara. Tembelliğinizi sorgularken, toprağa ne kadar da kötü davrandığımız çıkıyor su yüzeyine. Savaşı, verdiği acıları, oluşturduğu derin yaraları hissediyorsunuz vicdanınızda. Her şeyin başından birlik olmakla gelirsiniz, parayla değil. Sevgiyi hissetmek için kan bağına gerek yok, o koca yüreklerimizde hep var zaten. Aşk hep var, saygı hep var, inanç hep var…

 Hayatımda şu ana kadar okuduğum birçok kitap olmuştur. Ama hiçbir kitaptan bu denli etkilenmedim. Yüreğimde hissettim Tolgonay ananın acısını. Kulağımda küpe artık toprağın serzenişleri. Cengiz Aytmatov mükemmel bir dil, harika bir betimleme ile yazmış bu eserini. Savaşın acısı, sevginin varlığı gibi kimi iyi kimi kötü duyguları hatırlıyorsunuz zaman zaman. Buna rağmen aklınız hep kendinize dönüyor. Sorguluyorsunuz kendinizi bir sorgu hakimi edasıyla. Bir başucu kitabı olmasını düşündüğüm Toprak Ana, dünyaya bakış açınızı değiştiriyor. Bir çırpıda okumak isteyeceğiniz bu kitap, artık hayatıma eklenen bir dönüm noktası!

 Baş karakterimiz Tolganay Ananın hüzün, acı ve sevgi dolu hayatı… Henüz daha  genç bir kızken, tarlada sevip, ömürlük hayaller kurduğu Suvankul ile hayatını birleştirir. Artık Suvankul’un boz turgayıdır Tolganay. Kurdukları hayaller gerçekleşmekte gecikmemiş, üç oğulları olmuştur; Kasım, Maysalbek ve Caynak. Birbirlerine ve çocuklarına olan sevgileri, topraklarına olan aşkları onlar için en büyük mutluluktu. Hatta gün gelip Kasım’ı evlendirdiklerinde, hayatta onlardan mesudu yoktu sanki. Tolganay’ın gelini Aliman, kendisi gibi yüreği de güzel bir kızdı. Kasım’ı da kendinden çok seviyordu. Ama kara haber gelmişti; savaş başlamıştı. Köydeki erkekler sırayla askere gidiyor, geride kalan kadınlar da elbirliğiyle cepheye hasat yetiştirmeye çabalıyordu. Oğullarının ardından Suvankul’un da askere alınması, Tolganay Ananın üzerine yük ve acı bindirmişti. Artık o kolhozunun reisi, gelininin tek avutucusuydu. Peki ne olacaktı? Evin erkekleri sağ salim dönebilecek miydi? Aliman tüm bunlara göğüs gerebilecek miydi?


 “ İşte o anda anladım ki, bir ananın mutluluğu, milletin mutluluğundan doğuyor, aynı kökten olan ağacın dalları gibi bir kökten geliyor. Kaderi de onun kaderiyle bir oluyor. Çektiğim bütün acılara, hayatın bana indirdiği korkunç darbelere rağmen bugün de bu düşüncedeyim. Ne olursa olsun, milletim yaşıyor, ben de yaşıyorum.”     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder